iletisim@umitorman.net

Dünümüz bugünümüz ve yarınımız…

Dünümüz bugünümüz ve yarınımız…

Bu ay biraz politika yapacağım… Şu an yaşadığımız olayları göz önüne aldığımızda; insanların huzursuzluğu, mutsuzluğu, gelecek kaygıları ve belirsizlikle dolu puslu havalar, atmosferde negatif enerji yaratır. Bu negativizmi çözecek tek şey ise pozitif sinerjidir.

Kültür ve üslup farkı

Kültür ve üslup farkı

Pozitif sinerji özgüvenden ve de kendine olan inançtan doğar, yüksek toplum bilincine sahip ülkeler buna en iyi örnektir. Yüksek gelir düzeyi, iyi eğitim kaynakları ve yüksek refah seviyesi özgüven oluşturur ve insanlar vatana ve millete yararlı kişileri temsil etme haklarını en iyi şekilde kullanırlar.

Basit şeylere itibar edecek kadar fakir ve cahil değildirler. Beyinlerini yıkayacak merciler yoktur. Sağ parti, sol parti, halk parti vs. gibi tutkuları yoktur. Doğru buldukları görüşlerin arkasından giderler, yani kendi öz seçimlerini sergilerler…

Bir toplum liderini seçerken inandığı doğrularla hareket eder; yoğrulduğu cumhuriyetle ve demokrasiyle örtüşüyorsa oy verir…

Oy vermek çok ciddi bir iştir çünkü ülke kaderi halkın oylarıyla belirlenir. Halkın kaderini belirleyecek olan oy kullanma hakkımız, işte tam da burada “Ne ekersen onu biçersin” felsefesi ile ötüşür… Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim;

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!”

“Eski köye yeni adet gelmiş hayda!”

“Aman kızım sen önüne bak karışma”

“Oğlum, eğrisi doğrusu sana ne! Sen işine bak” derseniz ve şu canım vatan için elinizi bile olsa taşın altına sokmazsanız, başınıza kim gelirse gelsin uymak ve katlanmak zorunda kalırsınız. Ah! Tüh! Geçmiş olsun…

 

Özellikle gençler bir vatanın beyin taşlarıdır; fikren üretirler, uygulamak isterler ve onları saygıyla dinleyecek anne babalara ihtiyaç duyarlar…

 

“Amaan evladım, sen işine bak!” diye büyütülürlerse ve sahip çıkılmazlarsa yanlış gruplara girerek heba olurlar… Bu nedenle ailelere çok iş düşüyor. Onların fikirlerine saygı duyun, saygı duyun ki saygıdeğer bireyler olsun…

Bu saygınlık duygusu; ne istediğini bilen, eğriyi doğruyu ayırt edebilen, dinin muhteşemliğinin devlet işleriyle bağlantısını ve farkını görebilen, din-mezhep-ırk ayırmaksızın insana birey gözüyle bakan, cinsiyetsiz dostluklar kurabilen, insana hiçbir ayrım ve çıkar gözetmeksizin yalnızca insan olduğu için yaklaşan bireyleri yaratır…

Bir düşünün…

Cinsiyeti haram olarak gören zihniyet, bir kumaş parçasına esir düşer… Yok, saçının kılı gözüktü, yok topuğunun ucu… Bunları konuşmak bile abes gelirken, her şeyi günaha ve Allah’a yüklemek de bir o kadar abestir…

 

Yaradan bizi bu dünyaya yaşamak ve öğrenmek için göndermiştir; bu hava, bu deniz, bu güneş, bu toprak ve daha milyonlarcası bize yaradandan hediye…  Kadın ve erkekte öyle; birbirimizi sevelim, sayalım, çoğalalım ve evlatlar yetiştirelim diye… Kadın bir tek eş değildir; abladır, yengedir, haladır, teyzedir, anneanne, hemşire, öğretmen, doktor, spiker, yazar, arkeolog, kasiyer, muhasebeci… Erkekte öyle baba, enişte, amca, dayı, operatör, fabrikatör, halıcı, tornacı, dönerci, eskici…

Bu nedenle hiç kimsenin karşı cinse salt cinsellikle baktığına inanmak istemiyorum.

Falancanın kızı “18 yaşında, evlenecek çağa gelmiş. Fazlaca ortalarda dolanmasın, söz olur” kültürüyle büyütülürse o kızdan sadece eş olur. Mutluluğu veya mutsuzluğu gözetmeksizin önemli olan tek nokta, kızın başının bağlı olmasıdır.

Bir düşünün, bu kadının yetiştirdiği çocuklarda özgüven olabilir mi! Özgüveni olmayan bireylerden oluşan topluluk halkı oluşturur… Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, mantalitesi ile büyüyen nesil de başına kim gelirse gelsin NE EKERSEN ONU BİÇERSİN’i  yaşatır bize.

 

Biz millet olarak nerede hata yaptık? Hadi biraz düşünün…