iletisim@umitorman.net

Hayat bir nefestir…

Hayat bir nefestir…

İnsanoğlu bir fiziki bedenden birde ruhsal kimlikten oluşmuştur. Bu nedenle ruhsal bedendeki tüm tıkanıklıklar veya eksiklikler hastalık olarak fiziki bedene yansır.

Hastalandığımızda tek müracaatımız hastanelere veya doktorlaradır; doktor ilaç verir, hastaneler ise çok gerekliyse ameliyat eder… Ancak ruhtaki hasar tedavi edilmediği müddetçe o yaranın iyileşmesi mümkün değildir…

Bu noktada devreye alternatif tıp giriyor. Akupunktur ve çeşitli nörolojik tedaviler gibi nefes de bu tedaviler kapsamında yer alıyor. Peki, doğru nefes nasıl alınmalıdır?

Kültür ve üslup farkı

Kültür ve üslup farkı

Nefes, diyaframdan alınmalıdır. “Neden?” diye sorarsanız; bizler içgüdüsel olarak, kâh burundan kâh ağızdan gelişi güzel olarak nefes alıyoruz ve bu yüzden nefesin gerçek faydasını göremiyoruz…

Diyafram, öncelikle nefes almamız için yaratılmış olan kastır ve nefes aldığımızda işin büyük kısmını bu kas gerçekleştirir. Ancak yukarıda belirttiğim gibi insan içgüdüsel olarak, sırt veya interkostal kaslarını kullanır. Bu kasların kullanımı ise sırtta ve solar pleksus (mide ve çevresi) bölgelerinde gerginliğe neden olur. Bu durum da tam bir derin nefes alımına izin vermez. Göğüs nefesi denilen bu tür kısıtlanmış nefes ise çoğu zaman kişiyi yorar.

Modern yaşamda, günlük yaşam biçimimiz bizi göğüs nefesini daha çok kullanmaya itmiştir. Göğüs nefesinde, göğüs kafesi nefes alırken genişler ve sadece akciğerlerin üst kısmının hava ile dolmasını sağlar. Bu arada da diyafram bölgesi sabit ve gergin kalmaktadır. Gergin bir diyafram, bilinçli farkındalıklardan “stres” ve “endişe” gibi istenmeyen duyguları engellemenin bir işaretidir.

Bu nedenle gerçekten diyaframımızı kullanıp kullanmadığımızı anlamak çok önemlidir. Nefes seanslarının bilirkişi ve uzman eğitmenler tarafından takip edilmesi, bazen de klinik testler ile düzgün olarak ortaya çıkartılması gerekir.

 

Hastalıkların psikolojik sebepleri – tüm hastalıkların ruhsal sebepleri (Louise Hay kitabında A dan Z’ye tüm hastalıkların ruhsal sebeplerini tek tek açıklamaktadır)-

 

Sağlıklı hiç kimse durduk yere hasta olmaz. Üzüntüler, öfkeler, kayıplar insan ruhunda derin yaralar açar. Örneğin; kişi doktora gittiğinde “annemi kaybettim çok üzgünüm.” demez de “feci başım ağrıyor.” der. Veya bir iş adamı “iflas ettim mahvoldum” demez de “feci sırtım ağrıyor” der. Nefes, burada devreye giren büyük bir yardımcıdır…

 

İnsanoğlu; günlerce aç kalabilir, günlerce susuz kalabilir ama nefessiz kalamaz…

 

Nefes bizim en büyük yaşam kaynağımızdır. Kuran-ı Kerim’de bile insan hayatındaki aldığı nefes sayılır der. Yani doğduğumuz gün ile öldüğümüz gün arasında geçen sürede nefesimizin sayılı olduğu, Allah katında belirtilmiştir. Tanrının bize bahşettiği şu sayılı günlerimizde sayılı nefesimizle iyi, sağlıklı ve mutlu yaşamın en önemli anahtarlarından biri ise kuşkusuz ki Nefes’tir.

 

Nefes seaslarına gelenlerin nefes seansı öncesi ve sonrası nefes kapasiteleri arasında büyük farklar görülür. Çünkü artık diyaframdan nefes almayı öğrenmişlerdir. Daha derin, daha kaliteli nefes alarak bedenlerinde biriken tüm toksik hastalıkları ve ruhsal çöküntülerin büyük bir bölümünü temizlerler.

 

2008 yılında almış olduğum nefes terapistliğinde kendi gözlemlediğim birçok danışandan çok iyi feedbackler olmuştur.

 

Fakat bu terapiler esnasında “hayatınız değişecek, mutluluğu yakalayacaksınız, eskiye veda yeni hayata merhaba” gibi hayali bir dünya vaat edilmesini kınıyorum. İnsanlar çok büyük bir heves ile nefes seanslarına gelip, ilk etaplarda gerçekten nefesin vermiş olduğu açılımlarla mutluluğu tadıyorlar; fakat neticede sonsuz mutluluk diye bir şey yok ve elbette ki cennette değiliz…  Bu noktada nefes terapisi almak isteyenlere bu gibi vaatlere kendilerini fazla kaptırmamalarını tavsiye ediyorum…

 

Önümüzdeki ay nefesin açılımlarını konuşacağız sevgiyle kalın…