iletisim@umitorman.net

İyi Yazlarımız, Nice Hayırlı Ramazanlarımız Olsun

İyi Yazlarımız, Nice Hayırlı Ramazanlarımız Olsun

Dün Antalya ve civarında 2200 otel satılık ve gene bu civarlardan 18-20 bin kişinin İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere göç ettiğini duydum. Açıkçası Türkiye’de turizm azalmış, esnafın işleri zorlaşmış. Tüccar mal satmakta zorlanmış, piyasa yavaşlamış. İnsanları gelecek korkusu salmış durumda…

Amaaan Türkiye neler atlattı! Türkler alışmıştır stresle mücadeleye bu da geçer, bu da geçer… Eeeee, peki diyelim, güzel günler dileyelim güneşi sönmeyen canım ülkemize.

 

Efendim malumunuz Ramazan ayındayız. Bolluk bereket ayı olmakla birlikte aynı zamanda ‘Sükût’ ayıdır Ramazan. Yani az konuşuruz çok dinleriz, Allah’a kapanma, dua zamanlarında evimizde sukut ederiz. Fazla eğlence, caz maz yapılmaz Ramazan’da. Daha çok iftar yemekleri, büyüklere ziyaretler olur. Yaşlılarımıza hürmette kusur edilmez bu günlerde ki keşke hep böyle şifamsı aylar yaşasak, memleketçe el ele versek, dualar etsek şu güzel muhteşem vatanımız için. 2 hafta evvel İngiltere’de idim. Mancester’da milli maçımız vardı; maalesef yenildik. Dün de Hırvatistan’a yenildik,  gene hüsran gene hüsran… Bence bizde bir şeyler eksik gidiyor. Nedir acaba diye çok kafa patlattığım bir mevzudur bu, uzun seneler yurtdışında yaşamış biri olarak çok gözlemlediğim bu eksikliğimizi bize tekrar yaşatacak bir kıvılcıma ihtiyacımız var. Hollanda’da kaldığım yıllarda pazarları ve özellikle Christmas dediğimiz Hıristiyan bayramında ülke tek bir kalp olurdu ve ben bu durumlarına gıpta ile bakardım. Ama bizim de bayramlarımız var deyip kendimi avuturdum, şimdi ise bayramlarda İstanbul boşalıyor bir tek ziyaret edecek akraba kalmıyor. Onlar da haklı… Nelerle bir tatil ediniyorlar, onu da tabi ki aileleriyle birlikte kutlamak istiyorlar. Allah’tan milli maçlarımız var. Bir bayrak altında toplanacak,  vatan sevgisini yaşayacak insanlar olarak bizler dört gözle milli maçlarda galibiyet bekliyoruz. Dedim ya bize bir kıvılcım lazım! Bu köşemden siyaset yapmak değil niyetim, niyetim biz bu kıvılcımı nerden bulabiliriz? İbadethaneler insanlarla kaynıyor, genellikle duaların çoğu insanların aileleri ve kendi gelecekleriyle ilgili oluyor. Ah bir de vatanımız için dualar etsek… Türkiye’nin gençleri o kadar çok ki, genç nesle bir sahip çıksak… Onları Amerika’ya, Avrupa’ya kaptırmasak… Bizdeki cevherlerle bu ülke cennet olur. Ama işte geldik ana konuya “elimizi taşın altına sokmak.” O kadar bireyselleşmişiz ki bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın misali kimse cesaret edip de elini taşın altına sokamıyor. Bir korku var insanlarda fikrimi söylersem yanlış anlaşılırım, işimden olurum. Bir grupta sözcülük yapsam, işimden olurum. Memleket sağ sol diye bölünmedi. Memleket dindar kesim laik kesim diye neredeyse ikiye ayrıldı ki bence tüm Türkler, Müslüman ve muhteşem inançlı insanlar ama bunun derecesi olmaz. Herkes 100 km koşamaz, kimi 20 km koşar, kimi 80 km koşar ama koşar. İnanmanın derecesi kişilere özeldir ve hiç kimseyi de alakadar etmez. Bu bir sınav değildir, kişi kendi sınavını zaten iyilikleriyle sevaplarıyla yaptığı kötülüklerle veriyor. Biz de ona “Allah’ın tokadı” diyoruz.  Hayata olan inancımız kendimize olan inancımızla aynı orantıda gider. Kendine olan inancın kişinin kaderini, gelecekle ilgili yönünü belirler. Deriz ya, kişinin kaderi kendi seçimleridir. Bizim de millet olarak seçimimiz tek kalp olabilmek olmalıdır. Dua tüm iyi niyetle kapıları açar, kötü niyeti de çürütür.

 

Şu hayırlı Ramazan günlerinde elleriniz semada, gönlümüz vatanımızda, ağzımızda bol dualar olsun…